Bazı eşyalar taşınmaz; taşır. Bu hikâyenin kahramanı iki telli bir çalgı: bir dutar. Gövdesi dut ağacından, sapı bir insan boyu kadar uzun. Kaşgar'daki evin misafir odasında, halının tam üstündeki duvarda asılı dururdu. Evin çocukları ona dokunmaya çekinir, misafirler geldiğinde ise duvardan iner, odanın ortasına, sohbetin tam kalbine yerleşirdi.
Yıllar sonra aynı dutar, İstanbul'da bir apartman dairesinin salonunda asılı. Aynı kılıf, aynı çatlak ses deliği, telin birinde aynı küçük düğüm. Değişen tek şey pencereden görünen manzara.
"Dutarı duvara astığım gün bu ev, ev oldu. Ses aynı sesti; duvar başka duvardı."
Duvardaki bellek
Dutar, Uygur evlerinde yalnızca bir müzik aleti değildir; bir tür aile defteridir. Düğünlerde, meşreplerde, uzun kış gecelerinde çalınır; kim ne zaman öğrendi, hangi makamı kimden dinledi — hepsi gövdesindeki çiziklerde saklıdır.
Bir bavula sığan ses
Yola çıkma vakti geldiğinde neyin alınıp neyin bırakılacağına karar vermek, bir ömrü tartmak gibidir. Kitaplar kaldı, fotoğrafların bir kısmı kaldı; dutar geldi. Bugün o ses kırılmadı; her cumartesi akşamı duvardan iniyor. İplik kopmuyor; kıtalar arasında geriliyor ama kopmuyor.

